|
PUSULASIZ
Piyasalar okyanusta pusulası bozulduğu için yönünü bulmakta güçlük çeken
gemileri andırıyor. Piyasaların sıkıntısı sadece sık sık vurgulanan “subprime
mortgage” çıkmazı olsaydı, yön tayini daha kolay yapılacaktı. Geri dönüşü
olmayan kredilerin, konut piyasası ve finans sektörüne etkisi hesaplanabilirdi.
Tüketici güveninin düşen konut fiyatlarıyla ne kadar tahribata uğradığı
gözlemlenerek piyasaların yönü tayin edilmiş olurdu.
Pusulanın çalışmamasına, finans sektörünün durmak bilmez yaratıcılığı yol açtı.
Şimdi gelin hayal aleminde piyasaları kendimiz düşleyelim.
“ABD’li A bankası likidite bolluğunda kar marjını düşürmemek için riski ve
getirisi yüksek mortgage müşterilerine kredi veriyor. Daha sonra bu kredilere
dayalı tahvil düzenleyerek satıyor. Satmadan önce likidite bolluğunda tahvilleri
sigorta yaptırarak riskini düşürdüğünden, tahvili iyi şartlarda satmayı
başarıyor. Bu şekilde likidite bolluğunun dezavantajını, avantaja çevirerek
riskten korunup, düşen faizlere rağmen daha karlı hale geliyor.
ABD’li B fonu, yüksek faizli tahvilleri satın alır almaz, Alman yerel kamu
bankasına vadeli satıyor. Likidite bolluğunda elindeki fonu iyi fiyata satmakta
zorlanan Alman yerel kamu bankası, yüksek faizli tahvillerin alım şartlarını
kabullenmek durumunda kalıyor. B fonu bu vadeli sözleşme karşılığında Japon
bankasından YEN üzerinden kredi alıyor. Bu arada eldeki tahvillerin değerinin
düşeceğini varsayıp satıyor. Vadeli piyasalarda YEN sözleşmesi alıp, kur riskini
bir başkasına emanet ediyor. Tahvil satışı ve Japonya’dan aldığı kredi ile yine
yüksek riskli ve yüksek faizli, Çin ve Hindistan firmalarına verilen kredilere
dayalı Singapur tahvillerini alıyor. Bunları, Arapların ağırlıklı sahibi
oldukları Hong Kong firmasının elindeki düşük faizli ABD firmalarına ait
tahvillerle takas ediyor. ABD firmalarına ait tahvilleri ise yeni çıkaracağı
tahvilinin dayandırıldığı varlıklar olarak kullanıyor. Düşük maliyetle sağladığı
nakit ile B fonu ABD’li C firmasının hissesi için “call opsiyonu” alıyor. Bu
arada spot piyasada aynı firmanın hisselerini kademeli olarak alıma geçiyor.
ABD’li A bankası ve B fonu bu işlemleri, küresel piyasalarda defalarca
tekrarlayarak karlarını artırma imkanı buluyorlar. Amaç yüksek riski başkasına
devrederek yüksek kazanç sağlamak ve işler yolunda gidiyor... Yüksek risk elden
ele dolaşırken, herkese yüksek kar bırakıyor. Herkes hayatından memnun
görünüyor.”
İşte risklerin, küresel piyasalar ve türev araçlar yoluyla nasıl
yansıtılabileceğine dair bir düş... Bu düşte, işler kötüye giderse neler
olabilir? Çok karmaşık bir yapı, kestirmek zor, pusula bu yüzden çalışmıyor, ama
basitçe sonuç hiç hoş olmaz... Arapların risk algılamalarının, yüksek petrol
karlarının etkisi ile ciddi biçimde düştüğünü ve riski yüksek alanlara önemli
ölçüde yatırım yaptıklarını farz edelim. Şu an bu yatırımların önemli bölümü
zarar yazmaya başladı ya da başlıyor, bu durumda petrol fiyatının düşürülmesi
konusunda daha dirençli olmaları gerekmiyor mu? Sadece bir örnek... ve daha
vahim örneklerde verilebilir...Olay sadece sub-prime tahribatı değil!
En az bu gerçek kadar önemli bir durum ise piyasaların belirsizliğini daha derin
hale getiriyor. Finans kuruluşları türev piyasalar aracılığıyla aldıkları
riskleri finansal tablolarına yansıtmıyorlar. Muhasebe oyunları oynandığına dair
ciddi şüpheler var. Bu ise güven bunalımı yaratıyor... Güven bunalımı finans
sektörünü neredeyse çalışmaz hale getiriyor. Reel kesim de olan bitenden
nasibini almak zorunda kalıyor.
Bu çıkmazda, FED ve diğer merkez bankaları serbest piyasa kurallarını çiğneyerek
finans sektörünü destekledi. Şu ana kadar piyasaları rahatlatacak derecede
olumlu yönde bir gelişme sağlanamadı. Eğer küresel krize dönecek bir gelişme
olursa, “yalancının mumu misali....”, zamanla kimin ne yaptığı ortaya çıkacak ve
belirsizlik ortadan kalkacak...Piyasalar açısından şeffaflığın daha erken
sağlanması gerekiyor. Faiz indirimi, likidite enjeksiyonu ve önlem paketleri
yanında şeffaflıkta sağlanmalı...Yönümüzün en sağlıklı biçimde tayini için
pusulanın çalışır hale getirilmesi gerekiyor.
İMKB dış piyasalara bağımlı ve bu konuda herhangi bir çözüm maalesef bulunmuyor.
Asıl önemli konu ise kur riski ve bu konuda en çok konuşması gerekenler,
şimdilik sessiz kalmayı ya da bu konunun etrafından dolanmayı tercih ediyorlar.
Sinan PİRİMOĞLU
|