|
A- DÜNYA EKONOMİSİ'NİN GENEL GÖRÜNÜMÜ
Dünya ekonomisinin geçmişine bakıldığında, belirli aralıklarla krize ve/veya resesyona girdiği görülecektir. Nitekim, 1973-74, 1980’lerin başları ve 1997-99 döneminde dünya ekonomisinde ciddi sorunlar yaşanmıştır. Bugün böylesi bir ihtimalin varlığından söz edilmemeye çalışılıyor. OECD, IMF ve Dünya Bankasının 3-5 yıllık tahminlerinde dünya ekonomisinde ciddi bir daralma öngörülmüyor. Benim kişisel kanaatim ise dünya ekonomisinde, ABD’nin cari açıkları, petrol fiyatlarının yüksekliği ve bazı ülkelerde (Japonya, AB, Çin) faiz oranlarının göreli düşüklüğünün getirdiği küresel likidite bolluğu ve carry trade imkanlarını küresel spekülatörlerin hoyratça kullandığı ve bunun da çok uzun olmayan bir gelecekte dünyanın bazı ülkelerinde krize neden olabileceği yönündedir. Mevcut küresel ekonomik iklimin domino etkisine açık görünümde olması ise herhangi bir ülkede yaşanacak sorunun “kralın çıplaklığını” açık bir şekilde ortaya çıkaracak gelişmelere neden olma ihtimalini artırmaktadır. Kısacası dünya bir “küresel serap” yaşamaktadır. Reel ekonomi yerine finansal boyutun bu derece ön plana çıkması, gelişmekte olan ülkelerin ödediği akıl almaz yüksek reel faizler mevcut durumunun sürdürülebilirlik sorununu ister istemez akla getirmektedir. Bugünün dünyasında ekonomik gelişmelerin yönü hakkında kesin yargılar içeren tahminlerde bulunmak(exante) ve de sonuçta (expost) tahminlerde yüzde yüz başarılı olmak mümkün görünmüyor. Çünkü, küresel ekonomik yapılanmanın henüz nihai olarak şekillenmemiş olması, dünün algılama paradigmalarının(dünün bakış açılarının) bu günü analizde yetersiz kalmasına neden oluyor. Ne kadarı dünden ne kadarı bugüne ait olduğunu ayırmaya çalışmadan varolan bakış açısı ile değerlendirme yaptığımızda, dünya ekonomisinde gerek reel gerekse finansal boyuttan bir “boom” yaşandığını ve bunun da sonlarına gelindiğini düşünüyorum. Gerekçelerim ise şunlar; - ABD’nin cari açıkları (ki yaklaşık 850 milyar dolar) ve dolar devalüasyonuna (depresiasyon) yani düşük değerli dolar kuruna (başta Euro ve Japon Yeni karşısında olmak üzere) ve bunun getirdiği küresel enflasyon baskısına dünya ekonomisi daha ne kadar tahammül edilebilir?
- Parite değişiklikleri AB ve Japonya ekonomisini zorlamaktadır.
- İlk bakışta, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından likidite bolluğu ve göreli olarak ucuza borçlanma imkanı sağlayan bu süreç gelişmekte olan ülkelerde kırılganlıkları artırmaktadır.
- Bir çok ülke tarafından doların değerindeki ciddi düşüşler nedeniyle alternatif rezerv para arayışlarına girilmiş olması ABD’nin daha uzun süre büyük cari açıklar ve düşük dolara tahammül edemeyeceğini ortaya koymaktadır.
- Elinde bol miktarda dolar biriken ülkelerin (Çin, OPEC ülkeleri ve Japonya) bunları reel yatırımlara kanalize ederek “dolar devalüasyonundan” korunmaya çalıştıkları görülmektedir.
- Bu gelişmelerin yönü ABD ekonomisinin durumuna, ABD ekonomisinin durumu ise W. Bush’tan sonra kimin(hangi görüşün) başkan olacağına bağlıdır.
Yani sonuç olarak, dünya ekonomisi 1-3 yıl içinde yeni bir yol ayrımına gelecek gibi bir görüntü vermektedir. B- TÜRKİYE EKONOMİSİ'NİN GENEL DURUMU
Türkiye ekonomisine bakıldığı zaman istikrar gösterdiği söylenen olumlu kalemler şunlardır; - Göreli düşük enflasyon,
- Göreli düzenli yüksek büyüme hızı,
- Göreli yüksek borsa,
- Göreli düşük nominal faizler(reel değil),
- Kontrol altında tutulan bütçe açığı,
- Göreli olarak (düşük) kurlarda istikrar.
Peki bu İlk etapta olumlu olarak görünen gelişmeler ne pahasına gerçekleşmiştir; - Yüksek dış ticaret ve cari açık,
- Yüksek işsizlik
- Yüksek faiz dışı fazla(sosyal harcamaların azaltılması),
- Artan dış girdi ve kaynak(sıcak para) bağımlılığı,
- Yüksek reel faiz ve finansal getiriler yoluyla dışarıya aktarılan büyük miktarda kaynak,
- Çiftçi, işçi-memur, esnaf ve gerçek sanayicinin durumunun kötüleşmesi,
- Makul sınırların çok dışına çıkan ekonomik ve ekonomi politikaları açısından dışa bağımlılık.
TÜRK EKONOMİSİ AÇISINDAN ÖNÜMÜZDEKİ 10 YIL İÇİN ÖNGÖRÜLER
Mevcut ekonomik koşullar altında önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye ekonomisinde öne çıkacak sektörler olarak Tekstil ve Konfeksiyon, Demir-Çelik, Turizm ve Gıda sektörlerini sayabiliriz. Türkiye ekonomisinin gelecekte ortaya çıkabilecek önemli bir endişesi ise özel sektörün yüksek borçlanmayla faaliyette bulunması durumudur. Bu durum şirketlerimizin rekabet gücünü zayıflatmaktadır. Reel sektör, öncelikle bankalara çalışmaktadır. Bu nedenle sürdürülebilir bir durum değildir ve zaten sonuna da gelinmiştir. Son barutlar kullanılmaktadır düşüncesindeyim. 2008 ylı içerisinde dikkat edilmesi gereken en önemli endişelerden biri olduğunu burada tekrar belirtmek gerekmektedir. Mevcut politikalar ve anlayış devam ettiği, makro ekonomik koşullar iyileştirilmediği (yüksek faiz-düşük kur politikasından vazgeçilmediği) sürece yerli bir özel sektörümüz de kalmayacak gibi görünüyor. Mevcut satın almalar, Türk firmalarına olan yabancı ilgisinin, hali hazırda uygulanan ekonomik politikalar sürdürüldüğü sürece bir müddet daha devam edeceğine işaret etmektedir. Yabancı ilgisini borsa açısından değerlendirirsek; Sıcak para çıkışı (finansal kriz) korkusu Türkiye’nin başında Demoklesin Kılıcı gibi durmaktadır. Bu durum finansal açıdan uzun vadeli öngörülerin en büyük olumsuz yanını temsil etmektedir. Bu kadar yükselen bir borsa karşısında yabancı yatırımcıların dünyada patlak verecek olası bir finansal kriz durumunda ilk önce çıkış yapmak isteyeceği ülkeler listesinde ilk listede yer alacağımız kesin gözükmektedir. Sonuç olarak geçtiğimiz 5 yılın devamı niteliğinde, önümüzdeki 10 yıl için sürdürülebilir büyümenin devam edeceğini olası görmüyorum. Taşıma küresel spekülatif sermaye ile yani çıkış sonucu kısa vadede, ya da ülkemizden devam eden yüksek oranlı kaynak aktarımı sonucu orta vadede ciddi sorunlar ülkemizi beklemektedir maalesef. Emre Şenel |